Komşuda pişer bize de düşer

Eskiden evde pişenden yan komşuya tattırmak, sonra da tabağınıza koyulmuş yepyeni bir lezzetle bir gün komşunuzu kapıda buluvermek o kadar da ender bir şey değildi. Tabağınız elimde kapınızı çalıyorum... Bakalım bu size ne kadar tanıdık gelecek, komşuda pişenden size ne düşecek?!...

Cumartesi, Eylül 22, 2007

İraklio'dan manzaralar - 2


İraklio turumuza devam ediyoruz...

Daha önce sözünü ettiğim küçük limandan şehir merkezine gitmek için; limanı, "Kule"yi ve balıkçı teknelerini arkamıza alıp yokuş yukarı yürümemiz gerekiyor. Çünkü ne yazık ki İraklio'da şehrin merkezi biraz denize sırtını dönmüş durumda. Üstelik deniz seviyesinden de yukarda. Tam merkezdeyseniz denizi ender noktalardan görebilirsiniz. Ama kokusunu her an her yerde hissedersiniz tabi ki...

Bu bina, Girit'te 450 yıl süren Venedik dönemine(1211-1669) ait eserlerden birisi. Zamanında ekonomik ve politik meselelerin tartışıldığı "Asiller Locası" imiş. Bugunkü bina, çeşitli sebeplerden dolayı yıkılanların ardından 1628 yılında Frangisko Morozini tarafından inşa ettirilmiş. Şu anda belediye binası olarak kullanılmakta. Resmi nikahlar da belediyede kıyıldığı için, Girit'e gelmişken evlenmeye karar veren turist çiftleri avlusunda görmek her an mümkün :)

"Aslanlı Çeşme" (ya da Morozini Çeşmesi) yine Morozini'nin emriyle, Loca ile aynı yıllarda inşa edilmiş. İstanbul'da Taksim, İzmir'de Gündoğdu meydanı neyse İraklio'da da Aslanlı Çeşme odur; herkes randevusunu orada verir, zaman gelir birilerini bekleyen insanlar yan yana dizilir. Nasıl olduysa oldukça tenha yakalayabilmişim :) Çünkü bu meydan günün her saati hareketlidir.

Aslanlı Çeşme'yi geride bırakarak ilerlerken, evimize giden yolun üstünde çarşı vardır. Burasını da İzmir'in Kestane Pazarı'na, İstanbul'un Mısır Çarşısı'na benzetirim.

Çünkü burada baharatçılar, manavlar, eski bir şekerci, peynirciler, kasaplar, hediyelik eşya satan dükkanlar, turistik tişort-seramik-sandalet dükkanları, birkaç geleneksel kahve(hane) (kafeterya değil!) ve bir iki tane de lokanta bulunur.


Çarşının çıkışındaki bu eski şadırvan Osmanlı dönemine ait.Osmanlılar 1669-1898 yılları arasında 230 yıl hüküm sürmüşler Girit'te. Adada, o döneme ait camiler, çeşmeler, hamamlar var. Ne yazık ki İraklio, merkezi konumundan dolayı 2. Dünya savaşında bombalardan nasibini en çok alan şehir olmuş. Şehir neredeyse sil baştan inşa edildiği için geçmişe dönük çok fazla esere sahip değil. Hanya ve Resmo'da kiliseden camiye dönüştürülmüş ya da baştan cami olarak inşa edilmiş eserler olmasına rağmen İraklio'da hiç cami ve hamam bulunmuyor.

Osmanlılar, bir kiliseden camiye çevirdikleri ve Valide Sultan adını verdikleri caminin yanına bu gördüğünüz şadırvanı inşa etmişler. Depremler ve ardından gelen savaşlarla yıkılan cami ne yazık ki bugün yok. Şadırvan da geleneksel bir kahvehane olarak işletiliyor. Bugün bu bölge hala "Valide Camii" adıyla anılıyor. (Buraya ilk geldiğimde beni şaşırtan olaylardan biri olmuştu bu. Ortada cami yokken böyle anılması garip gelmişti :)

Şadırvanın duvarındaki bir Osmanlı yazıtı. "Ne yazık ki Osmanlıca bilmiyorum... Belki okuyabilenler bana yardımcı olabilirler" demiştim. Geçen gün bırakılan bir not beni çok mutlu etti. Sevgili okurum Tijen Hanım notunda bu yazının ne anlama geldiğini bizim için söylemiş:
"ve minel mai külli şeyin hayy, yazıyor.Bu 'şüphesiz herşeye sudan hayat verdik' mealinde bir ayet (enbiya suresi 30.ayet)"
Böylece hepimiz öğrenmiş olduk :)
(Yukarıdaki Osmanlı yazıtı ile aşağıdaki heykelin fotoğrafı Yorgo'ya ait)


Yunanistan'da her şehrin onu koruyan bir azizi olduğuna inanılıyor. İraklio'nun koruyucu azizi de Ayos Minas. Bu da Ayos Minas'ın adına inşa edilmiş şehrin en büyük kilisesi. Önündeki meydanda toplanan güvercinleri ekmekle beslemek Maya'cığımın en büyük zevki. Bu sene kuşlara olan sevgisini bir aşama daha ilerletip, hiç korkmadan onları eliyle yakalayıp sevmeye başladı cimcime :)

İraklio kadar gelip de Knosos'u ziyaret etmeden gitmek olmaz tabi ki...

İraklio'nun 6 km. güneyinde bulunan Knosos sarayı, 4500 yıl önce Girit'te hüküm süren Minos Uygarlığının adadaki 4 sarayından en büyüğü (1000den fazla odası, ayrıca depoları varmış). Bugünkü hali tamamen Arthur Evans tarafından tasarlanıp restore edilmiş hali. Adını "saray" duyup da Dolmabahçe gibi bir saray bekleyenlerin büyük hayal kırıklığına uğradıkları bir yer :)
4000 yıllık bir geçmişi olduğunu akıllardan çıkarmamak gerekir.

Knosos'taki duvar fresklerinden biri... Orjinal freskler İraklio Arkeoloji Müzesi'nde bulunuyor.

İşte böyle bir diyar burası...

Etiketler: ,

14 Comments:

Blogger Pareo Anne said...

papatyacığım
ne kadar güzel fotoğraflar bunlar.gerçekten izmire bizim buralara ne çok benziyor. inşallah uygun bir zamanda oralara gelip bizzat görmek nasip olur.
mayanın kuş sevgisine bayıldım. biz de kızımın böyle sevgi patlaması yaşadığı dönemde ısrarlarına dayanamayıp gittik muhabbet kuşu aldık. hevesi geçince hayvancık kalakaldı. şimdi ona severek bakacak bir yuva arıyorum. çünkü mavişimizle gerektiği gibi ilgilenemiyoruz. bütün gün evde yalnız kafayı yemek üzere. bitki gibi kaldı resmen; suyunu, yemini verip, kafesini temiz tutmaktan ibaret yaptığımız. burada olsaydınız size verirdik :)))
sevgiler...

9/22/2007  
Anonymous Havva said...

Papatya'cım merhaba .Nasılsın.
Ne güzel anlatmış ve fotoğraflamışsın.Birden orada olmak istedim.Öpüyorum.Sevgiler.

9/23/2007  
Anonymous Ayse said...

Ada'nin fotograflarini bile gormek cok iyi geldi. Buyuk sehrin kesmekesinden uzak olmak gercek bir hazine.Paylastigin icin cok tesekkurler Papatya! Istanbul'dan selamlar :)

9/23/2007  
Blogger Papatya said...

Zeynepcim! Nam-i diger Pareo anne :)
uzun zamandir sesin sedan cikmiyordu. Bir hayat belirtisi aldigima sevindim :)) Demek ise basladin, Nefincik de tam gune gecti.
Mavise acidim, yazik bir basina kaldi evde. Orada olsak ona can yoldasi hazirdi ama postaya da verilmez ki :))
Her zaman gel, ben de yeni sayfani eskisinle guncellestireyim linklerimde.

Havvacim, seni gordugume de cok sevindim! Umarim sagligin ve keyfin yerindedir. Sana bir mail yazmayi ne zamandir geciriyordum aklimdan, sen benden once davrandin :)

Sevgili Ayse,
aslinda Iraklio da Giritin en buyuk sehri. Anlayacagin haftaici is saatlerinde burada da sehir merkezinde park yeri bulmak imkansiz, bazen karsidan karsiya gecmek icin bile uzun uzun bekleyince ben de sasiyorum bu ise!
Ama yine de bir Istanbul'la ya da Atina'yla kiyaslanmaz tabi ki...
En guzel yani da biz sehir merkezinde oturuyoruz ve merkezdeki pekcok yere yuruyerek gidecek kadar
yakiniz. O yuzden arabayla donup dolasip park yeri arama derdimiz yok. Buralilarin da cogu merkezdeki islerini halletmek icin motorsiklet kullaniyor. Motor kullanmak kadin\ erkek, genc, yasli kim olursa olsun cok yaygin.

Herkese sevgiler,
Papatya

9/24/2007  
Blogger nino said...

muhtesem kareler hele minik mayanin kusu yakalayisi yari tedirgin ama mutlu :D

9/26/2007  
Blogger Hanife said...

Papatya'cigim,
Ne guzel fotograflkar bunlar. Icim acildi, hepsi birbirinden guzel ama en guzeli Maya..
Edmonton'dan sevgilerimizi yolluyoruz sizlere..

9/26/2007  
Blogger acemiş aşçı said...

Bu yorum yazar tarafından silindi.

9/26/2007  
Blogger acemiş aşçı said...

Papatya cığım,
İlk gönderdiğin günden beri bakıp duruyorum resimlere sessizce. Adının ya da haritadaki yerinin hiç önemi yok, sadece olmak istediğim yer o resimler. Öyle güzel çekiyorsun ki. Sonra daldığım hayallerden kendimi uyandırmak için diyorum ki: "aa yazın öyle sıcak olur ki oralar, otur oturduğun yerde ipek"..
Evimde bir "Ege" yaratmaya çalışıyorum ben de. Şimdi bir de zeytin ağacı aldım:) Gidip gidip sarılıyorum:)) İnsan bir agacı bu kadar sever mi??
.....
Anneannemin hangi şehirden geldiğini bilemiyorum ama, dedem Hanya dan gelmiş. Eğer bir gün yolun oralara düşerse, eski mevlevihaneyi bulup da bir fotoğrafını çekersen beni çok mutlu edersin. ben de sana hikayesini anlatırım sonra..
Çooook sevgiler
ipek

9/26/2007  
Blogger Papatya said...

Sevgili Nino ve Hanife,
yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

Sevgili İpek,,
senin sayfanda da not bırakıp sözledim. Sözüm söz sana Hanya fotoğraflarımdan derleyip sayfamda yayınlayacağım...

herkese gönülden sevgiler...

9/28/2007  
Anonymous gamze said...

ben de bir giritliyim ama çanakkalede yaşıyorum.hiç gitmememe rağmen nasıl da özlemle bakıyorum resimlere, nasıl da hasret doluyor içime yazılarınızı okurken.:( inşallah nasip olursa bir gün gitmek istiyorum.ama şimdilik sizin yazılarınızla idare ediyorum :) çok teşekkürler tüm bu içtenlik için :) (bu arada daha fazla giritli yemekleri tarifleri bekliyoruz)

10/13/2007  
Blogger namik said...

Merhaba ben Tijen blogunuzu uzun zamandır takip ediyorum ama daha önce hiç yorum yazmamıştım.Şadırvan kitabesini akşam gördüm ve okudum.'ve minel mai külli şeyin hayy' yazıyor.Bu 'şüphesiz herşeye sudan hayat verdik' mealinde bir ayet (enbiya suresi 30.ayet).Bir tarih öğretmeni olarak okulda ders verirken hiç kullanamadığım osmanlıca bilgimi kullandığım için çok memnun oldum .Selamlar

10/28/2007  
Blogger aidinlis said...

Merhaba, Girit yolculuğunu özetleyen bir şey yazdım...
Ada
Gemicilerin sonunda varacakları bir adaydı o
Kıtalar eş uzaklıkta yaradılışı yüzünden
Yaradılışında mağrur dağlar yükselmişti denizden
Doruklarından görülürdü afrika asya avrupa
İuktas adanın yüzüydü gelene geçene baksın diye
Tabyalar kentlerini dağlar gibi erişilmez kılmıştı
Venedikliler işlek yazılarını bırakmışlardı taşta
Türkler binbir pınar peşinde yaşamışlardı
Minosun tahtı topraktan çıktığında ada uyanmıştı
Duvarsız kentlerin toprağa gömülü kalışına şaşmıştı
Tabyaların üstüne bukez alman mermileri yağmıştı
Nikos kazantzakis inkar etmişti tanrıyı
El Greco'nun adı geri dönmüştü nice yıldan sonra
Sonunda bir Türk evini sormaya gelmişti adaya
Herbir taşı elmastan olduğu söylenen yere
Saçlarına bir çocukluk yıldızı takılı
Adalı olmayan sözlerin uçuştuğu sokaklarda
Kapıyı bulmuştu venedik tarzı bir gölgede
Alnında hala adaya özgü bir mağrur duruşla..

11/01/2007  
Blogger Papatya said...

Sevgili Gamze,
haklısın Girit Yemekleri tariflerime öncelik tanımalı daha sık yayınlamalıyım. Ama son günlerde genel olarak ne kadar az tarif yayınladığımın farkındasınızdır... Umarım yakında bu açığımı kapatırım.

Sevgili okurum Tijen,
beni ne kadar mutlu ettiğinizi bilemezsiniz :) İnsanın okuyamadığı/bilemediği birşeyi öğrenmesinden güzel birşey var mı? İşte bu yüzden yabancı dil öğrenmeyi de seviyorum, insanın önünde bambaşka ufuklar açılıyor.

Bıraktığınız nottan sevinçle söz ettim Yorgoya da, işten gelince.
Şadırvanın kitabesinde yüzyıllardır yazılı duran yazının bizim için de bir anlamı var artık. Sağolun!
Bu bilgiyi yazıma da ekleyeceğim...

Sevgili Aidinlis,
tekrar ve her zaman bekleriz :)

sevgiler,
Papatya

11/01/2007  
Blogger aidinlis said...

Merhaba,
Benim; aidinlis, yani Şükrü Tül.Dönerken telaşla Yorgo ile vedalaşmayı unuttum ve üzüldüm. Kendisine selamlarımı iletirseniz sevinirim.. İlk fırsatta İzmir'e geldiğinizde görüşmek üzere... Ayrıca bu kişisel haberleşmeler için bir başka adresiniz varsa iletiniz...

11/02/2007  

Yorum Gönder

<< Home