Komşuda pişer bize de düşer

Eskiden evde pişenden yan komşuya tattırmak, sonra da tabağınıza koyulmuş yepyeni bir lezzetle bir gün komşunuzu kapıda buluvermek o kadar da ender bir şey değildi. Tabağınız elimde kapınızı çalıyorum... Bakalım bu size ne kadar tanıdık gelecek, komşuda pişenden size ne düşecek?!...

Pazartesi, Haziran 12, 2006

Enginarlar bitmeden...

Enginarı çok seviyorum. Dolması, pilavı, baklalısı, nasıl olursa olsun... Girit'te yaşayalı beri, taze enginar zamanında salatalarda çiğ yemeye de alıştım, her ne kadar pişmişini hiç birşeye değişmesem de... Ama enginarları sirke ve zeytinyağında saklamayı hiç denememiştim. Geçenlerde, not edip de hiç denemediğim eski tariflerim arasında bunu, taze enginarlar bitmeden bulduğuma pek sevindim. Pazardan da enginar almıştım. Hatta satıcı; "Bunlar son artık. Enginarlar bundan sonra kartlaşacak" diye de bir son uyarıda bulunmuştu.

Dikenli olanlardan almıştım yine. Ahlaya uhlaya, parmaklarıma dikenleri bata bata ayıkladım, 4 tane iri enginarı. Gereken tüm malzemeleri de hazırladım.

4 tane iri enginar için;

1 tatlı kaşığı dolusu tane kara biber
1 tatlı kaşığı dolusu tane pembe biber
1 tatlı kaşığı dolusu tane kişniş
1 yemek kaşığı tuz
4 yaprak defne
1 bardak beyaz şarap
2 bardak üzüm veya elma sirkesi
1 bardak sızma zeytinyağı

(Tarifte birkaç dal arapsaçı ile 1 tane kuru, acı kırmızı biber de vardı. Ama ben koymadım. Birincisini Yorgo hiç sevmez, ikincisi de acı olacak diye ben istemedim, siz deneyebilirsiniz)

Enginarları ayıklayıp, kararmaması için limonla ovarak, işimiz bitinceye kadar da limonlu suyun içinde tutuyoruz. Eğer çok büyükseler 4'e, orta boy iseler 2'ye bölüyoruz. Çelik bir tencerede 1 bardak beyaz şarap ile 1 bardak sirkeyi kaynatıyoruz. Kaynayınca 1 kaşık tuz ekleyip, ayıkladığımız enginarları kaynar suya atıyoruz. Çatal batıncaya kadar haşlıyoruz. Yeterince haşlandığını düşünüyorsak süzüp biraz soğumaları için süzgeçte bırakıyoruz. Bu arada, onlar haşlanırken baharatımızı hazırlıyoruz. Tane kara biber, tane pembe biber ve tane kişnişi havanda dövüyoruz. Burada elektrikli baharat değirmeni yerine havanı tercih etmenizi tavsiye ederim. Çünkü istediğimiz mükemmel övütülmüş baharatlar değil. Öyle olsaydı, toz biber ve kişniş kullanırdık. Halbuki havan kullandığımızda tanelerin hepsi %100 dövülmüyor, bu da bize tane tane biberlerin görünmesiyle hem görsel bir güzellik kazandırıyor, hem de önceden çekilmiş biber yerine o anda dövülenin aroması çok daha keskin ve kalıcı oluyor.

Enginarlar suyu süzülüp iyice soğuduğunda, ağzı sımsıkı kapanan temiz bir kavanoza enginarlardan bir kat yerleştiriyoruz. Sonra kavanozun camıyla enginarlar arasına sıkışacak ve dışarıdan da görünecek şekilde defne yapraklarımızı yerleştiriyoruz. (Ben geçen yaz kendi ellerimle toplamış, yıkamış ve serip kurutmuştum defneleri)
Enginarların üstüne biraz dövülmüş baharattan serpip, tekrar enginarlardan koyuyoruz. Böylece enginarlar ve baharatlar bitince, 1 bardak zeytinyağını ve 1 bardak sirkeyi kavanoza döküp hafifçe çalkalıyoruz. Önemli olan sıvıların enginarları tamamen örtecek seviyeye kadar çıkmış olması. Kullandığınız kavanozun boyutlarına göre eğer enginarlar hala yağın dışında kalıyorsa, biraz daha zeytinyağı dökmeli ve enginarların tamamen yağın içinde kalmasını sağlamalısınız. Bu şekilde buzdolabında 3 haftaya kadar dayandığı yazıyor. Biz henüz tadına bakmadık. Daha bugün yaptığımdan, bir iki gün dinlenmesini ve zeytinyağını iyice çekmesini bekleyeceğim. Bakalım tadı nasıl olacak?

Bugünün eklentisi: Enginarların zeytinyağı içinde buzdolabında muhafaza edileceğini söyledim de, zeytinyağının ideal kıvamına gelebilmesi için, sofraya getirmeden en az 1 saat önce yenilecek kadar enginarın buzdolabından çıkartılıp oda sıcaklığında bekletilmesi gerektiğini hatırlatmayı unuttum. Böylece has zeytinyağının buzdolabında donmaya yüz tutan kıvamıyla karşımıza gelmemiş olur.

Etiketler:

12 Comments:

Blogger Mutfak Robotu said...

merak ettim bak şimdi. İLk defa duyuyorum bunu.Merakla yedikten sonraki düşüncelerini bekliyorum.

6/12/2006  
Blogger Papatya said...

Zeynepcim, ne hızlısın! Daha şimdi yayınladım hatta son fotoğrafı unutmuşum, şimdi ekledim. Bir de bakarım not bırakmış bile birisi :) Sürpriz oldu! :)
Tabi ki dener denemez fikrimi sizinle paylaşırım. Zaten bu seneki kapariler de bekliyorlar denenmeyi... sevgiler..
Papatya

6/13/2006  
Anonymous Hande said...

Papatyacim,

biz zaten yaz tatillerimiz ve daha sonra emekliligimiz icin Turkiye`ye ait bir Ege adasindan yer edinmeyi planliyorduk ama "Girit nasil olur" deyince esimin gozleri parladi. Is sandigindan daha ciddi gibi :)) Tatil ve oda teklifin icin cok cok tesekkur ederiz. Enginarlarin da cok guzel gorunuyor.

Sevgiler

6/13/2006  
Blogger Hülya YILMAZ said...

sonucu ben de merakla bekliyorum.

Not: "Nefes" cd'sini mutlaka dinlemelisin.
sevgiler.

6/13/2006  
Blogger Papatya said...

İş ciddi desene, Hande :)
Kimbilir belki birgün komşu oluruz seninle... Komşuların pişirdikleri diye de ortak bir yemek blogu açarız :))) Ne dersin?

Sevgili Hülya,
dediğim gibi birkaç gün dinlenme müsadesi veriyorum enginarlara sonra deneyeceğim. Bakalım nasıl olacak? İnşallah göründükleri kadar güzeldir lezzeti de... sevgiler
Papatya

6/13/2006  
Blogger Mutfak Robotu said...

Günaydın Papatya,
:)) çok güldüm kendime !
Dün akşam yatmadan önce bir tarama yapıyordum en son neler var diye? :))

6/13/2006  
Blogger tata said...

Bu sene zaten dogru dürüst enginar yiyemedik, sakin bensiz deneme, geliyorum. (Rüyalar gercek olsa)
Öpüyorum.

6/13/2006  
Blogger Papatya said...

Tatacigim,
Girite mi geliyorsun yoksa?!! Ne güzel olurdu! :) Yoksa ben mi Çeşmeye taşımalıyım yanımda enginarları? :)
Kuzey ülkelerinde enginar fazla tüketilen bir sebze değil anlaşılan. Ingiltereden bir arkadaşıma anlatmakta ne zorlanmıştım. "Artichoke" diyorum, "o ne?" diyordu. Ben yanlış telaffuz ediyorum herhalde diyerek her şekil söylemeyi denedim ama olmadi. En sonunda bir manavın önünde geçerken "işte bunlar enginar" diye gösterdim. Ömründe ilk defa görüyordu enginarı. Ben de kendimi paralamıştım nasıl söylesem diye adını :)
Sevgiler...
Papatya

6/13/2006  
Blogger Mutfakta Zen said...

papatya'cigim pazar resimlerini simdi görebildim ve vuruldum! aksini düsünmüyordun zaten degil mi? atina'daki pazar gezimde ve selanik'teki central market'te de öyle çildirmistim. herhalde girit'e gelsem beni pazardan çikaramaz kimse. ah ben ne zaman gelecegim???
maya'cigimi öp benim için. de ki öbür maya'nin halasi öpüyor seni! kizimiz 26'sinda geliyor türkiye'ye insallah. çok merak ediyoruz teyzesi çoook..
tijen

6/13/2006  
Blogger Papatya said...

Sevgili Tijen Hoşgeldin,
Ben de nereye gitsem, nerede bir pazaryeri görsem hemen dalarım :) Çok seviyorum pazarları, çünkü orada renk var, hareket var, hayat var kısacası... Burada pazar günü haric hergun bir baska semtte pazar var. Biz her carsamba kurulana gidiyoruz Mayacıkla. Onunla cok da kolay olmuyor ama n'apalım... Artık ufaktan ufaktan bana sebzeleri seçerken yardım etmeye de başladı baksanıza :))
Sizinki de büyüyecek ve birlikte kimbilir nerelerde, ne pazar yerlerini gezeceksiniz, teyze-yeğen ilişkisi bir başka oluyor, benim de Bahar'ın ikizleriyle öyle :)
Umarım en kısa sürede üstünüzdeki iş yükü hafifler de kendinize gelebilirsiniz. Sevgiler...
Papatya

6/13/2006  
Blogger evcilkedi said...

Tadlarını ben de çok merak ettim. Bu tür saklama usulleri benim çok ilgimi çekiyor. Hele girit'in zeytinyağıyla kimbilir ne güzel olur. Tattıktan sonraki izlenimlerini ben de merakla bekleyeceğim Papatya, şimdiden ellerine sağlık

6/13/2006  
Blogger Papatya said...

Bugün yarın tadar, sayfamda da fikrimi yayınlarım hayatım :) sevgiler...

6/14/2006  

Yorum Gönder

<< Home