Komşuda pişer bize de düşer

Eskiden evde pişenden yan komşuya tattırmak, sonra da tabağınıza koyulmuş yepyeni bir lezzetle bir gün komşunuzu kapıda buluvermek o kadar da ender bir şey değildi. Tabağınız elimde kapınızı çalıyorum... Bakalım bu size ne kadar tanıdık gelecek, komşuda pişenden size ne düşecek?!...

Salı, Mayıs 23, 2006

Dağ Sümbülü

Tarifi vermekte biraz geciktim. Aradan geçen günler boyunca da, belki aramızdan bunları daha önce bir yerde görmüş, duymuş ya da tadına bakmış olanlar çıkabilir diye düşündüm. Ama herhalde kimseye arpacık soğandan başka birşey çağrıştırmadı. Bunlar bildiğimiz arpacık soğanlardan değil ama soğan oldukları kesin. Bir çeşit yabani sümbülün soğanları...
Türkçe karşılıklarını bulmak çok da kolay olmadı. Latince ismi Muscari Comosum. Internette muscari cinsinden karşımıza hep bahçe sümbülleri çıkıyordu :) Aynı bitki olduğundan emin olabilmemiz için, fotoğraflı bitki sözlükleri bize çok yardımcı oldu. Türkçe'deki karşılığı da Prof. Dr. Turhan Baytop'un Türkçe Bitki Adları Sözlüğü'nde Dağ Sümbülü olarak geçiyor. Arap sümbülü veya morbaş diye adlandırıldığı da eklenmiş. Anadolu'da yaygın bir tür olduğu da eklenmiş. Ama Yunanca Girit Yemekleri kitapları dışında hiçbir yerde bunların yenildiğinden söz edilmiyor :) (Zaten, Giritlilerin ne ot bulurlarsa yedikleri söylenmez mi hep?! :)

Yunanca'da tekili Volvos, çoğulu Volvi diye adlandırılan bu soğancıklardan yapılan turşu, özellikle Girit'te sevilen bir çeşit meze. Bu mezenin Girit'e özgü olduğunu düşünürken, bu soğancıkların Atina'da da satıldığını görmüştüm. Soğanları aşağıdaki gibi topraktan yeni çıkmış halleriyle alıp onları tek tek ayıklama, suda bekletme, sonra haşlama gibi zahmetli bir sürece kendiniz girişebileceğiniz gibi, marketlerde ya da pazarlarda kavanoz içine hazırlanmışlarını da bulabiliyorsunuz. Minicik kavanozlardaki bir avuç soğanın oldukça yüksek fiyatlarda satılıyor olmasını bu zahmetli ve el oyalayıcı sürece bağlıyordum hep. Ne olsa tek tek ayıklamak, defalarca haşlamak vs. Bildik bir turşu kurmak kadar basit değil diye. Ama işin asıl zor kısmı, onların yerlerini doğada tespit ettikten sonra neredeyse 30 cm. derinliğe ulaşabilen yumrularını topraktan çıkartmaktaymış. Bunu da iş başa düşüp de kendimiz yapmak durumunda kalınca anladık tabi. Ben gidip o açık eflatun renkteki o güzel sümbülleri görme şansına sahip olmadım ne yazik ki. Yorgo, birkaç hafta önce, bu 'işi bilen' bir arkadaşıyla birlikte kendi elleriyle toplayıp, akşam olunca da paçaları çamurlara bulanmış halde elinde 1 koca torba dolusu soğanla eve döndüğünde öğrenmiş olduk işin iç yüzünü. Bu kadar zor olduğunu bilmiyordum, diye söze başlamıştı. Arkadaşı onları daha çiçeklerini görür görmez tanımış ve kolaylıkla yerlerini tespit etmişti. Belki de yüzlercesi vardı ama onlara ulaşmak o kadar da kolay değildi, diye devam etti. Bu kadar derinde olduklarını beklemiyormuş. Öyle ki, onlara ulaşabilmek için biraz fazla kazdığında da soğanın gövdeyle bağlantısını koparıyor ve onu bir daha bulamayacak şekilde kaybediyormuşsun. Dikkatsizce vurulan kazma darbeleriyle istemeden parçalanan soğancıklar da boşa gidenlerden oluyormuş. Soğanların zedelenmeden toplanması şart. Çünkü, ayıklarken bile köklerini çok derinden kestiğinizde ellerinize bulaşan çok yapışkan tuhaf bir salgı salıyorlar. Tabi turşusu yapılacak olan soğanların bu şekilde, tabiri yerindeyse, 'sümüklenmemiş' olması lazım, aynı bamyalar gibi. Kısacası, doğasında ne kadar bol olursa olsun, Girit'te bile bu kadar pahalı satılmalarının asıl sebebi de buymuş. Hak vermiyor değilim. Gelelim nasıl yapıldıklarına...
Soğanlar eve geldiklerinde bu haldeydiler, topraktan çıktıkları için bu halde olmaları doğal di mi?

Daha sonra onları sabırla tek tek ayıkladık (Çoğul konuşuyorum çünkü 1 torba dolusu minicik soğanı ayıklarken gerçekten bir arkadaşa ihtiyacınız var. Yorgo beni yalnız bırakmadı, sağolsun) Ayıklarken de -önceden söz ettiğim sebepten dolayı - baş kısımlarını çok derin kesmemeye çalıştık. Sonra, sanırım bu halde yenemeyecek kadar acı oldukları için, acıları çıksın diye su dolu bir kasede 2 gün boyunca beklettik. Kasedeki suyu da sabah akşam değiştirdik. 2 gün boyunca, günde 2 kere suyu değiştikten sonra bu suyu süzdük.
Sonra da, onları hafifçe haşladık. Biz 2 kere 5 dakikalığına haşladık. Haşlama süresini daha uzun tutmak istemedik çünkü soğanların kabuklarının soyulması tüm emeklerimizi boşa atabilirdi.
Haşlayıp süzdükten sonra da onları kavanozlara yerleştirdik, biraz tuz ekleyip kavanozları sirkeyle doldurduk. Sirke tadının baskın geldiği bir turşu oluyor, tuzlu bir turşu değil. Tuz ve sirke yoğunluğu damak zevkine göre ayarlanabilir. Bazı tariflerde kavanozlara birkaç diş sarmısak da ekliyorlar. Kavanozlar sımsıkı kapatılıp buzdolabında muhafaza ediliyor.



Marketlerde ham halde satılanların Kuzey Afrika'dan ithal olduklarını biliyoruz. Tabi oralarda bunu yiyorlar mı, bilemeyiz. İthal edilen herşey o ülkede var diye tüketiliyor anlamına gelmiyor elbette. Mesela, Türkiye'de salyangoz yenmiyor ama ihraç ediliyor bildiğim kadarıyla. Girit'te de büyük miktarda ve sevilerek - ben ve eşim haricinde - tüketiliyor salyangoz. Ama ne yediğim ne de sevdiğim birşey olduğundan bu konuyu sevenlerine bırakmayı tercih ediyorum...

Etiketler: ,

19 Comments:

Blogger zeynepyemekbiz said...

Merhaba
Blogunuzu yeni farkettim, cok guzel.
Girit mutfagi cok zengin bir mutfak bizlerle paylasiminiz ne guzel bir sans. Ayrica Girit ve Rodos adasi gormek istedigim yerler listesinde.
Soganlara gelince, arpacik soganlarla ne yapacaksiniz merak ettim. Simdiden sabirsizlaniyorum.

5/24/2006  
Blogger Papatya said...

Sevgili Zeynep, ziyaretime hoş geldin! Fotoğrafla ilgili ilk yorum senden geldi ama bunlar bir bitkinin soğanı olmakla birlikte tahmin ettiğin gibi bildik arpacik sogan değil... Türkiye'de ben rastlamadım. Belki başka bir Akdeniz ülkesinde yaşayan arkadaşlardan bir yorum gelebilir. Bugün tarifi yazmaya çalışacağım.

5/24/2006  
Blogger evcilkedi said...

Merhabalar, kayakoruğu fotoğrafı ararken nerelere geldim, iyi ki bugün araştırma yapacağım tutmuş:-) Ben de 7 yıldır Atina'da yaşıyorum. Eşim beni her yaz Girit'e götürmeye çalışır ama ben sıcaktan bucak bucak kaçtığım için hep onu vazgeçiririm:-) Sizinle benzer tecrübelere sahip olduğumuzu sanıyorum. İzninizle sitenize blogumdan link vereceğim. Blog dünyasına hoşgeldiniz, sevgiler

Tülin

5/24/2006  
Blogger Papatya said...

Sevgili Tülin, gerçekten de iyi ki bügünkü araştırmaların seni benim sayfama getirmiş. Aynı ülkeden olup da 7 yıldır da aynı ülkenin farklı şehirlerinde yaşıyormuşuz :) Dünya küçük, benzer tecrübeleri olan kimbilir kaç kişi var ama ufak tesadüfler sayesinde ancak bazılarımız birbirimizi bulma şansını yakalayabiliyoruz. İşte bugünkü de böyle bir tesadüftü bence. Linklerinde olmak çok hoşuma gidecek, emin olabilirsin :)

5/24/2006  
Blogger tata said...

Hem Yorgo, hem de sana bravo. Iyi ugrasmissiniz, neler var bilmedigimiz ve karsiliginda birsey beklemeden doganin bize sundugu.
Biraz da gülelim: Adamin birine haber vermisler, tarlana bir inek girdi. Adam, girerse girsin, otlanir, gider demis. Fakat bu Giritlinin inegi denince, hemen kalkmis; onlar etrafta ot birakmazlar, demis.
Keske herkes bu denli tanisa otlari.
Sevgiyle kal.

5/25/2006  
Blogger Papatya said...

Tatacığım, aynı fıkrayı ben şöyle biliyorum: adama 'tarlana bir inek bir de Giritli girdi. N'apalım?' diye sormuşlar, o da 'ineği bırak Giritliyi çıkart. O tarlada birşey bırakmaz' demiş :)
(Demek Almanya'da yok bu soğancıklardan)

5/25/2006  
Blogger Safran said...

Papatya şu sayfaya geldiğimde de bir kez ağzım kapalı ve yeni birşey öğrenmeden gidebilecekmiyim acaba? Birkaç gün önce sayfana geldim arpacık soğanları (sandığım ;) dolu bir tabak gördüm, Papatya ne yapacak acaba bunlarla dedim, buyrun bakalım sonuç bu...Ellerinize sağlık her ikinizinde...Sevgiler...

5/26/2006  
Blogger gastronot said...

Patacığım,
mutlaka tatmak istiyorum onlardan. Bir tane bile olsa, ayır benim için minik bir kavanoza. İstanbul'a geldiğinizde getirirsin. Nım nım...

5/26/2006  
Blogger Papatya said...

Safrancığım,
eğer yeni birşey öğrenmenize yardımcı olabildiysem ne mutlu bana! Zaten bu blogu paylaşmak için açmadım mı?! Umarım seni ve herkesi ilginç tariflerle şaşırtmaya devam edebilirim :)

Missim Karamelim, Baharım, ailemizin turşu ustası :) sirkeyi sevdiğin için bunları da çok seversin eminim. Elbette sana saklarım, öyle 1 tanecik filan da değil :)) Zaten kaç kavanoz dolusu oldu. Biz İzmire gelinceye kadar idare eder herhalde. Etmeyecek gibi de olsa, küçük bir kavanozu sana ayırdım gitti ;) Optum!

5/26/2006  
Anonymous defne nur`un mutfagi said...

blogunuza yeni rastladigimi itairaf edeyim.. bastaki ben hala bunlaara arpacik sogani demeyi surdururken.. ne olacak derken tursu oldular.. Diktamon ile ilgili yaziyi da ilgi ile okudum ve Giritliler hakkinda yaptiginiz yorum cok hosuma gitti. her otu yemek yapiyorlar. bence cok guzel bir sey. en azindan bizim gibi(afyon-bolvadinliyim) sinirli bir sebze mutfaklari yok.ben burdan oyle anliyorum.

yunanistani oyle merak ediyorum ki anlatamam.cok cok resim gormek isterim. bu iki kulturdeki ortaklik beni mestediyor.

Garip ama olan biten herseye ragmen, gelen giden onca soze ragmen yunanlilar bize , biz onlara cok benziyoruz.

tanistigimiza sevvindim.. siz sanslisiniz, bizim kadar uzakta degilsiniz turkiye`ye

5/27/2006  
Blogger Papatya said...

Ben de tanistigima sevindim Defne Nur:) 'yakinlik' her zaman mesafeyle ilgili bir kavram degil. Yemek aliskanliklari acisindan Giritte olmak yerine Turkiyenin dogusuna gitmis olsaydim, belki kendimi daha 'uzakta' hissedecektim...Belki en cok bu konuda sansliyim :) Sayfami ziyaret ettigin icin tesekkurler, her zaman beklerim...

5/27/2006  
Blogger Binnur Akhun Önen said...

sevgili papatya,
sayfan cok hoş :)
memnun oldum tanıstıgımıza

5/28/2006  
Blogger munevver said...

Papatya,ne güzel bir bloğunuz var.Hayırlı olsun.İsmini okuyunca aklıma geldi.Annemin evde yaptığı ekmekler pek beğenilirdi.Her yaptığında'kokmuştur şimdi'diyerek komşulara dağıtırdı.Tabi herkese yetmez,bir seferinde bir gruba,başka zaman diğer gruba verirdi.Şimdi ne yazık ki bu gelenekler kaybolmaya yüz tuttu. Bu arada tahinli kahveye,vanilyalı şekere bayıldım.Derhal yapacağım.Eline sağlık.Çok hoş bir kızınız var.Sağlıklı,huzurlu büyüsün inşallah.

5/28/2006  
Anonymous Hande said...

:)) Giritlinin gectigi yerde ot kalmaz derler :))

Sumbul sogani ve diger yazilariniz cok hos. Girit`e Giritliler`e ve Girit mutfagina selam olsun uzaklardan.

5/28/2006  
Blogger Papatya said...

Hoşgeldiniz Binnur, Münevver ve Hande!
Evde pişen şeylerin artık komşularla paylaşılmıyor olması, ne yazık ki üzücü. Bunun pek çok sebepleri var tabi. Çalışan kadınların belki büyük bir çoğunluğu yemek yapıyor/yapabiliyor mu ki paylaşsın? O da ayrı bir mesele tabi... Eskiden kadınların evde geçen vakti de daha çoktu, dolayısıyla komşuya ayırabildikleri vakit de. En azından bizler, burada bu sanal ortamda yaptıklarımızı, kokusunu ve tadını alamasak da paylaşabiliyoruz :) Bu da bir şey! Denenmiş güzel reçetelerin kaybolup gitmesi böylece önlenebilir belki...
Sümbül soğanını bulabilmek belki biraz zor ama tahinli kahveyi ve vanilya şekerini yapmak hiç de zor değil. Tavsiye ederim! Ziyaretiniz için de teşekkürler... her zaman beklerim!

5/29/2006  
Blogger Nezaket said...

Papatya, bugun sayende yeni bir sey ogrendim. Giritli fikralarina da cok guldum. Kendi adima, tesekkur ederim, tadina bakamasam da bu lezzetle beni tanistirdigin icin. Sevgiler

5/29/2006  
Blogger Küçük Evin Mutfağı said...

Sevgili Papatya,
Zahmetli bir iş gibi görünüyor ilk bakışta ama emek isteyen işlerden alınan sonuç hep mükemmel olur. Hakikaten tadına bakmayı isterdim. Sevgiler,
Pınar

5/29/2006  
Anonymous Namık BASKIN said...

Merhaba papatya hanim.Verdiğiniz bilgiler çok güzel ayrıca çok kişi için de enteresandır eminim.Bende adalıyım o papuzmu itan ap'tin HİO.Bizde çok ot yeriz.FOÇA'da LİBERTY apart hoteli işletiyorum kahvaltılarda müşterilerime değişik lezzetler sunmak istiyorum tabiiki yunan mutfağından.Yardım ve önerilerinizi bekliyorum mümkünse.Sizleri ve yunanlı dostlarınızı Foça'ya bekliyorum.Sevgiler saygılar.Namık hotellibertyfoca@hotmail.com

12/04/2006  
Anonymous Adsız said...

What a great site Ultrasonic liposuction cost Symptoms of menstrual craps after period Car navigation merian scout 1600 ford tractor Volvo cross country insurance magellan roadmate 760 portable gps vehicle navigation system oxycontin oxycodone gps areil placment on car Mom son 3d sex toons Fatigue and yasmin apply credit card Rx shipping ultram ups side effects of the medication depakote auto navigation accessory kit for garmin etrex legend

3/03/2007  

Yorum Gönder

<< Home