Komşuda pişer bize de düşer

Eskiden evde pişenden yan komşuya tattırmak, sonra da tabağınıza koyulmuş yepyeni bir lezzetle bir gün komşunuzu kapıda buluvermek o kadar da ender bir şey değildi. Tabağınız elimde kapınızı çalıyorum... Bakalım bu size ne kadar tanıdık gelecek, komşuda pişenden size ne düşecek?!...

Pazar, Temmuz 02, 2006

Çocuklara herşeyi öğretmeli

Çocuklara herşeyi öğretmemiz gerektiğine inanıyorum. "Herşey" derken; bu, etrafımızda hergün gördüğümüz en basit şeyleri de içerebilmeli bence. Hergün yediğimiz ekmek, soyup doğradığımız soğan, pazardan alıp dilimlediğimiz karpuz, bir çiçeğe konmuş arı, bir kelebeğin kanadı veya bir köpek yavrusunun minik patileri de olabilir. Bazı şeyleri biz, büyükler o kadar kanıksamışızdır ki sanki çocuklarımızın da aynı şeylerin zaten farkında oldukları yanılgısına düşeriz bazen.. ya da daha büyük yanılgıya düşüp, anlatsak da onların bizi "anlamayacağını" sanırız... ve çok yanılırız tabi ki!

Halbuki - bunu her geçen gün daha çok büyüyen, daha çok şey öğrenen ve dünyayı daha iyi anlayan kendi kızımda da görüyorum ki - çocuklar, sandığımız gibi yaşları gereği söylediklerimizi anlayamayacak kapasitede değil, tam tersine onlara ne verirsek almaya hazır, hatta her yeni bilgiye "aç" bir halde beklemektedirler. Öğrendikleri her yeni şey onlar için bu yepyeni dünyayı öğrenip anlamaya bir adım daha yaklaşmak demektir, yeni bir bilgiyle açılan yepyeni bir kapı, yeni ufuklar demektir. Öyle çok şey var ki etraflarında öğrenmek ve anlamak için.

Çocuklara "aman canım çocuktur, o ne anlar!" diye bir yaklaşımla yanaşmak bence çocuk büyütürken yapılabilecek en büyük hatadır. Aksine, o küçücük "can"ı da kendi kendini hergün yaratmak için çabalayan bir kişilik olarak görmek, işleri her iki taraf için de kolaylaştıracaktır. Hem çocuk kendinin gerçek anlamda "adam yerine konmasından" büyük keyif alacaktır, hem de onu yetiştirmek/geliştirmek/hayat yolunda elinden tutmak gibi gerçekten kutsal bir görevi üstlenmiş kişi, karşısında muhtaç ve aciz bir yavru yerine, kendi ayakları üstünde basmaya çabalayan, sadece fiziksel gücü bir noktaya kadar (şimdilik) sınırlı olan, küçük bir insanla birlikte olmanın keyfine varacaktır.

Çocuklara ne öğretmemiz gerektiğini bize öğretecek kılavuz kitaplara da gerek yok aslında. Sadece gözümüzü açtığımız her yeni güne başlarken biraz daha dikkatli olmak, ertafımızın farkında olmak yeterli. O gün ne yapıyorsak, ne alacaksak, ne pişirip ne yiyeceksek, işte bunların hepsi de birer yeni malzemedir çocuğumuz için.

Balkondaki saksıya ektiğimiz domates fidelerinin çiçeklerinden minik domatesler olacağını kızıma bir kere söylemem yetti. O şimdi, heyecanla yiyeceği ilk domatesin kızarmasını bekliyor. Aldığımız dondurulmuş tane mısırların aslında nasıl bir koçana dizili olduğunu görmek onu çok heyecanlandırdı. Balıkların nasıl kaygan olduğu, fesleğenin yapraklarına dokununca mis gibi koktuğu, karabiberin hapşırttığı, kahvenin yalnızca anne-babaların içebileceği kadar acı olduğunu kendi gözleriyle, elleriyle, diliyle ve burnuyla anladı!
Birgün buzdolabına koymadan önce, buz kalıbına doldurduğumu gördüğü, hatta dokunduğu suyun birkaç saat sonra hatırlayıp da tekrar baktığımızda nasıl kaskatı ve (çok soğuk!!) bir buz olduğunu yine minik parmağını dokundurarak anlamıştı. Şimdi arada sırada bana "anne, buz yapalım mı?" diye soruyor :)

Taze fasulye ayıklarken çocukları kendinizden uzak tutmak, tanelerle kabukları birbirine karıştırmamalarını sağlamak neredeyse imkansız değil mi? Siz ona/onlara "uzak dur şimdi, elleme, sen karışma!" dedikçe daha da cazipleşen bu işe bırakın karışsınlar... en fazla birkaç fasulyeyi feda edersiniz, ama bir de bakarsınız ki en sevdiği oyuncak bile onu böylesine hiç sesini çıkarmadan, meşgul etmeyi başaramamıştır. Özellikle içi iri tanelerle dolu, hafiften aralanmış bir kaç fasulyeyi önüne koyun da bakın, taneleri içinden çıkarabilmek için azimle uğraşacaktır.

Aslında etrafımızda, hele ki mutfakta öyle çok renk, öyle çok koku, öyle çok tat ve bir o kadar da ilginç fiziksel olaylar var ki... Kırılan yumurtanın içinden çıkan sarısı bir sürpriz gibi onları şaşırtırken, omlet yapmak için yumurtaları çatalla çırpıp köpük köpük yaptığımı görmek de ayrıca hayrete düşürüyor. Ben çırptığım kaseyi alıp, içindekini rahatça görebilmesi için onun seviyesinde tutuyorum hep.

Ben elimden geldiği kadar kokuyu ve lezzeti tattırıyorum kızıma. Mutfakta yanıma geldiğinde o sırada ne yapıyorsam... Limonun ekşisini, burnuna dayadığım tarçın kavanozunun mis kokusunu böyle öğrendi benim kızım. Soda şişesinden bardağa doldurduğum sodadaki baloncuklar, temizlendikten sonra kenarda bekleyen balıklar, su dolu bir tasın içinde yüzen çilekler eğlencesi oldu onun :)

Çocukluğu Belçika'da geçmiş Yunanlı bir arkadaşım yıllar önce birgün, Belçika'daki anaokulu çocuklarıyla ilgili birşey anlatmıştı. Aradan yıllar geçmesine rağmen hiç unutmadım bunu:
Belçika'daki anaokulu çocuklarına, yiyeceklerin ana malzemelerini ne kadar tanıdıklarını tespit etmek için bir test uyguluyorlarmış. Bu testin kapsamında, her çocuğa "bir balık" çizmesi söylenmiş. Çocukların neredeyse hepsi kağıt üzerine "kare" veya "dikdörtgen" şekiller çizmişler. Araştırma sonuçları göstermiş ki çocukların tabaklarında gördükleri yegane "balık" (!?) annelerinin arada sırada kızarttığı "balık kroket"ten ibaretmiş.

Bunu duyduğumda bana hiç de komik gelmemiş, hatta o çocukların balığı yalnızca bu şekilde tanıdıklarını düşünmek çok acı gelmişti diyebilirim. Belki de o gün bu anlatılandan öyle çok etkilenmiştim ki, - o zaman daha çocuğum olmasa dahi - karar vermiştim bir gün olacak çocuğuma balıkların "kare" olmadığını öğretmeye, en azından resmini çizebilecek kadar balığın gerçeğini görmesi, tanıması için elimden geleni yapmaya.
Benim kızım da; sebzeli pilavlarda, salataların üstünde gördüğü tane mısırların -konserve kutularında ya da dondurulmuş olarak- hep böyle tane tane varolduklarını sanmasın diye, pazarda mısır koçanlarını görür görmez, önce elimize alıp ne olduklarını anlattım. Sonra aldık, evimize getirip pişirdik. Düdüklü tencerede 10 dakikada hazırdılar. Bu arada pişen köftelerinin yanında bayıla bayıla yedi Mayacık. Hem de mısır tanelerinin bu koçanlarda "boncuk boncuk" dizili olduğunu biliyordu artık.

Etiketler: ,

15 Comments:

Blogger Küçük Evin Mutfağı said...

Sevgili Papatya,
Çok önemli ve güzel bir konuya değinmişsin. Minik Maya da senin kadar bilinçli ve gayretli bir anneye sahip olduğu için çok şanslı. Bana da feyz verdin Papatya'cığım. Bu yazdıkların aklımın bir köşesinde kalacak. Sevgiler, Pınar

7/06/2006  
Blogger tata said...

Ah,ah götürdün beni yine gerilere. Ben de bir corba karistirmak icin iki yanima birer sandalye koyar, bir yanima ikisi diger yanima ikisi beraber karistirirdik. Kekleri de hep dört yumurtali yapmaya dikkat ederdim ki herkes bir yumurta kirsin, haksizlik olmasin. Simdi büyüdüler, fakat mutfak günlerini hala sevgiyle aniyorlar!
Cocuk ana karninda ögrenmeye basliyor, asla anlamazlar diye düsünmeyelim. Cok güzel yetistiriyorsun kizini, aferin!

7/06/2006  
Blogger Mutfak Robotu said...

okurken gözümün önüne geldiniz..çok şekersiniz...:)

7/07/2006  
Anonymous defnenin-naime gulsen said...

evet papatya cocuklarimiza yeni seyleri tadarak, koklayarak ve de yasayarak ogretmemiz gerek... bu sekilde hem kendileri ogrenirler ki kalici olan sekli bu, bir de yeni seyler yapmaktan denemekten korkmazlar.
Amerika daki cocuklara sorsak heralde yemek nedir diye, bize bir guzel hamburger resmi cizer verirler.

kucuk hanimin menusu harika.. afiyet olsun..bu misiri yedigine gore, aslinda kocaninin daha lezzetli oldugunu kesfettimi.. ben en cok kocanina bayilirim.. suyunu icinize cekersinizya harika olur..

kolay gelsin papatya

7/07/2006  
Blogger Papatya said...

Sevgili Pınar, teşekkür ederim. Aklının bir köşesinde bulunsun, belki bir gün bir şekilde hatırlarsın sözlerimi :)

Tatacağım,
daha önce de söylemişimdir, senin 4 çocukla nasıl yapabildiğine hayret ediyorum, gerçekten! Ben 1 tanecikle bazen başedemez oluyorken, peki ya sen ne diyesin? İnsana verdiği çocuk sayısı kadar X sabır da mı veriyor Allah, nedir? :) Takdirin için de çok teşekkürler...

Ah ah, Zeynepcim,
biz n'apcaz -İzmirli ağzıyla:) - bu kızlarla? Seninki beach clublardan çıkmıyor, benimki büyüyünce ne olacak bakalım?!

Haklısın Naime,
zaten Amerikada yaşayan çocukların durumu, ne yedikleri düşünülürse içler acısı... Acaba çocuklarına "doğru beslenme" adına ne yapabiliyorlar ki bilinçli anne-babalar. Fast food alışkanlığı, genleriyle oynanmış sebzeleri meyveler... Elle tutulur "sağlam" bir yiyecek yok gibi birşey. Durum vahim! Biz yine belki biraz daha "geri kalmış" olabiliriz ama genler konusundaki "ilerlemişlik" (!?) bence eksik olsun, derim...

Herkese sonsuz sevgiler,
Papatya

7/07/2006  
Blogger gastronot said...

Sevgili Ablacığım,
Mayacığımın böyle mutfak bilgi ve becerisine sahip büyümesi çok güzel. Mutfak denen şey fizik, kimya ve matematikten ibarettir ederim her zaman. Çocuklar için harika bir laboratuvar.
Bizim kızlar da barbunya ayıklamayı çok seviyorlar, bir de deniz börülcesi. Onlar yokken ayıklamış olursam bana çok kızıyorlar. Sevgiyle öpüyorum sizi...
bahar

7/07/2006  
Blogger Mutfakta Zen said...

ah o güzeller güzeli maya!
kimbilir ne tatli soruyordur ve annecigi de ne kadar güzel bakiyordur ona yanit verirken. ben de minik maya'min büyüyüp sorular soracagi, bana mutfakta yardim edecegi anlari bekliyorum heyecanla..
hep gülsün o güzel yüzleri.
tijen

7/07/2006  
Blogger gazelle said...

merhaba papatya han1m böyle bir site hazirladiginiz için sizi tebrik ederim. Büyükleri giritten gelmis biri olarak Giritte daha önceden bulunmamis da olsam yemeklerini biliyordum ama artik b usiteden de sanirim yeni tarifler deneyecegim çok tesekkurler...

7/08/2006  
Blogger Zeynep Seda said...

Papatyacim, yazdiklarina icten katiliyorum. Benim henuz cocugum yok ama ilerde oldugu zaman her seyi konusarak anlatmayi dusunuyorum. Gozlerini kapatmak yerine acma yanlisiyim kisacasi:) Mayacigimi op bizim iciinnn, kocaman kocaman!

Sevgiler:)

7/09/2006  
Blogger Papatya said...

Baharcım,
fıstıklarımın barbunya ayıkladılarını biliyorum. Artık deniz börülcesi de mi ayıklıyor cimcimeler? :)) Eh, geleceğin aşçıları onlar da ;-) Öptüm!

Tijen Hanım,
hem de nasıl tatlı tatlı soruyor, bir görseniz. Onun herşeyi öğrenmeye meraklı hali insanı daha da teşvik ediyor onun merakını gidermek için... Sevgili yeğeninizle mutfakta birlikte geçireceğiniz günler çok uzak değil, merak etmeyin. Bizim Mayamız da geçen sene benim ağzına beslediğim bir yavru iken, bu sene pişirdiğim yemeğin içindeki kepçeyi tutup karıştırabiliyor cimcimem :) Biraz daha sabredin, sizinki de büyüyecek ve herşeyi öürenmek isteyecek.

Hoşgeldiniz Gazelle,
Öncelikle teşekkürler. Madem ki Girit kökenlisiniz, burada memleket topraklarından tatkar bulacaksınız. Her zaman beklerim.

Zeynepciğim,
etrafımızda varolan gerçeklere karşı biz gözlerimizi kapatsak da onlar varolmaya devam edecek nasılsa. Başka yollarla yalan yanlış öğreneceğine, her gerçeği yavrumuzun bizden ve en doğru şekliyle öğrenmesi en güzeli değil mi sence de? (Mayayı öptüm bile!)

Sevgiler..

7/09/2006  
Blogger Oya Kayacan said...

Annede sevgi, bilgi, görgü olunca o Maya kızın da ne tatlı bilmişlerden olacağını görebiliyorum. Ne mutlu ona...

7/10/2006  
Blogger Papatya said...

Hiç sorma Oyacığım,
hem de ne bilmiş oldu cimcime. Bazen öyle bir laflar ediyor ki kendimi tutamayıp kahkahayla gülüyorum. Bu kez ciddi ciddi suratıma bakıp:
- Anne, neden gülüyorsun? diyor...
Şimdi ne dersin?! :)

Sevgiler...

7/10/2006  
Blogger Oya Kayacan said...

Isırırım...

7/10/2006  
Anonymous Belgin said...

Ne kadar haklısın,çücukların her şeyi yaşayarak öğrenmeleri lazım...

1/28/2007  
Anonymous Adsız said...

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

2/22/2007  

Yorum Gönder

<< Home